Fitch Türkiye’nin kredi notunu açıkladı.

Fitch Ratings’ten yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’nin kredi notunun “BBB-” ve not görünümünün “durağan” olarak korunduğu bildirildi.Açıklamada, düşen petrol fiyatlarının enflasyon ve cari açığın iyileşmesine katkıda bulunduğu, ancak Rusya, Ukrayna ve Orta Doğu’ya yapılan ihracatı olumsuz etkilediği ifade edildi.Türkiye’nin kamu finansmanının güçlü olmayı sürdürdüğü belirtilen açıklamada, Haziran ayındaki seçimler öncesinde herhangi bir finansal kayma riski görülmediği kaydedildi.

Fitch, ayrıca bankacılık sektörünün bank asya’ya ilişkin gelişmelerden etkilenmediği ve iyi durumda olduğu görüşünü paylaştı.

 “Cari açık yüzde 5,6’ya geriledi”

Öte yandan, ekonomik politikaya yönelik tartışmaların kamuya taşınmasının, yatırımcıların güvenini zedelediği ve döviz kurunda aşağı yönlü baskı oluşturduğu ileri sürülen açıklamada, Fitch’in şu tespitlerine yer verildi:

“Türkiye’nin ekonomisi dengelenme sinyalleri vermeye devam ediyor. Gayri safi yurt içi hasılaya (GSYH) oranı 2013’deki yüzde 7,9 seviyesindeki cari açık, 2014’te yüzde 5,6’ya gerilerken, kredi büyümesi de son aylarda 2013’teki yüzde 25 seviyesinden yüzde 16-17 seviyelerine kadar düştü. Buna karşın, 2014’te yüzde 2,8’de kalan büyüme ve ekonomi politikasının geleceğine ilişkin gerilimler, cumhurbaşkanlığı seçiminin politik ve kadro istikrarına yönelik teminatını gölgeledi.”

Fitch’in enflasyon ve cari açığın yıl sonu itibariyle, sırasıyla yüzde 6 yüzde 5,1 seviyesine gerileyeceği öngörüsünü içeren metinde, Türkiye’nin düşük petrol fiyatlarından yararlanmaya devam edeceği dile getirildi.Fitch, büyümenin ise 2015 yılında yüzde 3,2’yi aşmayarak, orta vadeli ekonomik program çerçevesinde hedeflenen yüzde 5’in altında kalabileceği tahmininde bulundu.Bununla birlikte, Türkiye’deki politik tutarlılığının benzer reytinge sahip diğer ülkelerden daha zayıf olduğu değerlendirmesini yapan Fitch, ülkenin mali ölçütlerinin ise söz konusu ülkelere kıyasla daha iyi durumda olduğunu bildirdi.
Derecelendirme kuruluşu, Türkiye Cumhuriyet merkez bankası’na (TCMB) yönelik politik baskının, düşük petrol fiyatlarının cari açık üzerindeki yararlı etkisini maskelediğini savunurken, Türk lirasının 2015’in başından bu yana yüzde 10 değer kaybettiğine işaret etti.
Fitch Ratings, bu noktada, TCMB’nin en son toplantısında faiz oranını koruma kararı aldığını vurgulayarak, Banka’nın Şubat’ta yıllık yüzde 7,5 seviyesindeki yüksek enflasyon konusunda tedbirli davranmaya devam ettiğinin altını çizdi.

 “Not indirimi riski yok”

Açıklamada, görünümün “durağan” olarak korunmasına gerekçe olarak, Fitch Ratings’in not indirimine yol açabilecek herhangi bir gelişme beklememesi gösterildi.Buna karşın, politika güvenilirliğinde ortaya çıkabilecek aşınmaların, Türkiye’nin küresel yatırımcıların iştahında dalgalanma riskine yönelik tamponlarını zayıflattığı belirtildi.Fitch Ratings, diğer taraftan daha uyumlu ve öngörülebilir para politikasının enflasyonu düşürerek, Türkiye’nin notunu olumlu etkileyebileceği ifade ederken, yurt içi tasarrufları ve doğrudan yabancı yatırımı artıracak yapısal reformlarında kredi notu üzerinde benzer etkiye sahip olacağını bildirdi.

Devam

Dolar için kritik açıklama geldi.

ABD merkez bankası (Fed), politika faizini değiştirmedi, faiz artırıma ilişkin yönlendirmede kullanılan “sabırlı” ifadesini kaldırdı.
     
Fed’in para politikalarını belirleyen Federal Açık Piyasa Komitesinin (FOMC) bugün sona eren Mart ayı toplantısının sonuç bildirisi yayımlandı. Bildiriye göre, FOMC üyeleri “sabırlı” ifadesinin kaldırılmasına yönelik kararı oy birliğiyle aldı.
      
Söz konusu kararın, FOMC’nin faiz artışına ne zaman başlanacağına karar verdiği anlamına gelmeyeceği kaydedilen bildiride, “Komite, faiz artışına işgücü piyasasının daha fazla iyileşme gösterdiğinden ve enflasyonun yüzde 2 hedefine yaklaştığından emin olunduğunda başlanmasının uygun olacağını öngörüyor” ifadesine yer verildi.
      
Bildiride, ayrıca faiz artışına Nisan ayı toplantısıyla başlanmasının mümkün olmadığı belirtildi.
     
ABD ekonomisinin geçen Ocak ayında gerçekleştirilen son FOMC toplantısından bu yana yavaşlama gösterdiği ifade edilen bildiride, işgücü piyasasının ise güçlü istihdam artışı ve düşen işsizlik oranıyla iyileştiği aktarıldı.
      
Bildiride, enflasyonun Fed’in yüzde 2 hedefinin altında kalmaya devam ettiğine yer verilerek, gerileyen enerji fiyatlarının enflasyona etkisinin “geçici” olarak nitelendirilmesi dikkati çekti.

FOMC bildirisinde şu ifadeler yer aldı:
     
“Komite, kısa vadede daha da düşmesi beklenen enflasyonun işgücü piyasasındaki iyileşme ve enerji fiyatlarının geçici etkisinin kaybolmasıyla orta vadede yüzde 2 hedefine yaklaşacağına inanıyor. Komite enflasyona ilişkin gelişmeleri yakından takip etmeye devam edecek”.
     
Bildiride dikkati çeken bir başka nokta ise Fed başkanlarının yıl sonuna ilişkin federal fonlama oranı beklentisinin yüzde 1,125’ten yüzde 0,625’e indirilmesi oldu.
     

FED, BÜYÜME VE ENFLASYON TAHMİNLERİNİ AŞAĞI YÖNLÜ REVİZE ETTİ
      
ABD ekonomisine ilişkin beklentilerini de güncelleyen Fed, bu yılki  büyüme tahmini yüzde 2,3 ila 2,7 aralığına çekti.  Söz konusu büyüme tahmini,  geçen yılın Aralık ayında açıklanan raporda ise yüzde 2,6 ila yüzde 3 arasındaydı. Fed, ayrıca gelecek yıla ilişkin büyüme tahminlerini de yüzde 2,5 ila 3 aralığından, yüzde 2,3 ila 2,7 aralığına revize etti.
      
Fed’in enflasyon beklentileri de benzer şekilde aşağı çekildi. Bir önceki raporda enflasyonun bu yıl yüzde 1 ila 1,6 ve gelecek yıl yüzde 1,7 ila 2 aralığında seyredeceği tahmininde bulunan Fed, söz konusu tahminlerini sırasıyla yüzde 0,6 ila 0,8 ve yüzde 1,7 ila 1,9 aralığına düşürdü. Aralık 2014’te yüzde 1,5 ila 1,8 aralığında açıklanan 2015 yılı çekirdek enflasyon beklentisi de yüzde 1,3 ila 1,4 aralığına güncellendi.
     
Fed, öte yandan işsizlik oranına yönelik bu yıl için yüzde 5,0 ila 5,2 arasında büyüme tahmini ortaya koydu. Bu tahmin, önceki raporda yüzde 5,2 ila 5,3 aralığındaydı.
      
Fed Başkanı Janet Yellen, bu akşam yapacağı basın toplantısıyla FOMC kararlarını değerlendirecek.

Devam

Mega Holdings hakkında savcılığın soruşturma yürüttüğü ortaya çıktı

İlk kez Hürriyet Dünyası’nın geçtiğimiz yıl başında gündeme getirdiği Mega Holdings ile ilgili yeni bilgilere ulaşıldı. Bir tür ‘saadet zinciri’ olarak görülen ve web sitesi satışı ile yeni üye yapılan sistem ile ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca bir soruşturmanın yürütüldüğü öğrenildi. Savcılık talimatı ile harekete geçen İstanbul Mali Suçlar ve Suç Gelirleriyle Mücadele Şube Müdürlüğü, sisteme binlerce kinin üye yapıldığını ortaya koydu.

POLİS DE VAR İTFAİYECİ DE
Web sitesi satışı yapılarak yeni üyelerin kazandırıldığı sisteme üniversite öğrencilerinin yanı sıra, asker, polis, hemşire ve avukatların da dahil edildiği anlaşıldı. Edinilen bilgilere göre sisteme üye olan polis sayısı 100’ü buluyor. Bir bölümü  İstanbul Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde görevli polislerden bazıları yüksek gelir elde eden ‘lider’ grup arasında yer alıyor. Derinleştirilen soruşturma sürecinde bazı polislerin, şirketin yurtdışı etkinliklerine de katıldığı belirlendi.

DOSYADA 160 KİŞİ ‘ŞÜPHELİ’
Hong Kong merkezli Mega Holdings’e bağlı İstanbul’da kurulu Mega Bilişim Ağ Pazarlama ve İnternet Hizmetleri isimli şirketi üzerinde çalışmalarını yoğunlaştıran Mali Şube ekiplerinin yürüttükleri çalışmalar kapsamında 160 kadar kişinin ismi şüpheli olarak dosyaya girdi. Şüpheliler arasında şirket ortakları ve sigortalı çalışan olarak görünen isimlerden Mesut Öpengin, İran asıllı Hossein Khezrzadeh, Mahmut Yaman, K. Enes Olğun, Mahmut İnan, M. Selma Olğun, Fatih Yazıcı, Dr. Şeref Menteşe, Akşemsettin Kocabaş, Erhan Baş gibi ‘lider’ konumdaki isimler bulunuyor.


Müfettiş raporuna göre, törenlerde dağıtılan hediye çekleri gerçeği yansıtmıyor.

ODUN HERİF’E TEHDİT İDDİSI
Yürütülen soruşturma kapsamında 100’e yakın kişi de ‘mağdur’ olarak ifade verdi. Mali Şube ekiplerinin tanık olarak ifadesini aldığı isimler arasında 1,8 milyon aşkın takipçisi bulunan Twitter fenomeni Odun Herif’in de bulunduğu öğrenildi. Odun Herif’in Mega Holdings sistemi ile ilgili yaptığı paylaşımlar sonrası tehdit edildiği kaydedildi. Öte yandan Beşiktaş’ın ünlü bir futbolcusunun da önümüzdeki günlerde ‘mağdur’ olarak ifadesine başvurulacağı öğrenildi.

YAPILAN NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK’
Savcılığın soruşturma dosyasının önemli belgeleri arasında Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Müfettişinin hazırladığı 64 sayfalık bir rapor da bulunuyor. Gümrük ve Ticaret Başmüfettişi Şakir Engin Yüksel’in hazırladığı raporda,  Mega Holdings’in faaliyetlerinin Türk Ceza Kanununa göre ‘nitelikli dolandırıcılık’ olduğu kaydedildi.

 
‘EN ALTTAKİLER KAYBETMEYE MAHÛM’
Raporda özetle, piramit satış sisteminin belirgin özelliklerinin görüldüğü belirtilerek “Üye kayıtları doygunluğa ulaşılınca ani düşüş yaşanacak. Bu durumda sisteme en son giren en az yüzde 71,8’i parasal olarak kaybedecek. İnsanlara, zenginlik, hiç çalışmama gibi gerçekçi olmayan vaatlerde bulunuluyor. Sistem, üye gençler üzerinde yürütülen psikolojik algı yöntemi üzerinden sürdürülüyor. Yapılan törenlerde ödül dağıtılan hediye çekleri gerçeği yansıtmıyor.  Satıla ürün sanal bir ürün olan web sayfası ürünü pazardaki benzerleri ile karşılaştırıldığında daha pahalı. Ürün (web sitesi) yapılan üye kaydı için tamamen bir araç olarak kullanılıyor. Sürdürülebilir bir işletme modeli değil. Piramidin el alt katmanındakiler her zaman kaybetmeye mahkûm” denildi.


Mesut Öpengin ve Hossein Khezrzadeh (solda) savcılık dosyasında şüpheliler arasında yer alıyor.

‘PARA TRANSFERLERİ ŞÜPHELİ’
Soruşturma dosyasına bir Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporunun da girdiği anlaşıldı. Raporda, bir dizi şüpheli para transferlerinin yapıldığına işaret edildi. Raporda yer alan bilgilere göre, 1 0cak-27 Ocak 2014 arası dönemde şirket hesabına 1649 para yatırma işlemi yapıldı. Toplam işlem tutarı ise 4 milyon 272 bin 304 TL olarak belirlendi. Yine anılan dönemde, şirketin Hong Kong’daki merkezine ise 2 milyon 658 bin 950 dolar para transfer edildi.

 
Mega Holdings’in Türkiye’deki faaliyetlerini ilk kez Hürriyet gündeme getirdi.

dgokce@hurriyet.com.tr

Devam

Halkbank kampanyası bitti

BİR kamu bankası yaptığı kampanya ile 3 aydan 9 aya kadar vadelerde, 5 bin TL’ye kadar, faizsiz komisyonsuz nakit kredi dağıtacağını açıkladı. Hiç maliyetsiz verilen, 9 ayda geri almak üzere dağıtılan paranın toplamı, uygulamanın geçerli olduğu sadece bir gün içinde 30 milyon TL’yi aştığı iddia ediliyor.

Banka yönetimi şubelerinde bu “bedava para” için yığılma olunca, 31 Mart’a kadar uygulayacağını açıkladığı kampanyayı bir günde kesti. Uygulamanın ilk günü olan geçtiğimiz salı günü bu parayı alan aldı. Dün sabah genel müdürlükten şubelere yeni bir mail gitti ve uygulama iptal oldu. Şubelere gönderilen mailde “O uygulamanın kaldırıldığı, alınacak nakit kredilere yüzde 1.49 oranında faiz uygulanacağı” söylendi. Dün banka şubelerine faizsiz komisyonsuz para çekmek için gidenler eli boş döndü. Bu da şubelerde para çekmek için gelenlerin yaptığı yoğun itirazlara neden oldu.

Bunu yapan kamu bankası Halk Bankası. Halk Bankası’nın halka arzının yapıldığını, yani hisselerinin yaklaşık yarısının çok sayıda yerli ve yabancı fonlar ve yatırımcılara ait olduğunu hatırlayalım. Başka deyişle banka yönetimi bu uygulama ile bankayı, yani Hazine ve sahibi olan halkı zarara uğrattığı gibi, hisse sahiplerini de ayrıca zarara uğratmış oldu.

Halk Bankası’nın Ankara’daki bir şubesiyle konuştuğumda, faizsiz komisyonsuz nakit kredi uygulamasının bir gün uygulanıp, dün sabah genel müdürlükten gelen maille kesildiğini söylediler. Salı günü faizsiz komisyonsuz nakit çekiminin yüklü olduğunu söyleyen şube görevlisi, artık gelen talimatla bu kredilerde yüzde 1.49 oranında faiz uygulanacağını belirtti. Kaç kişinin bundan yararlandığını sorduğumda toplam sayıyı bilemediğini, bankanın kredi kartı Parafkart’taki kişilerin limitleri çerçevesinde 5 bin TL’ye kadar çekim yapılabildiğini, herkesin nakit çekim avans miktarı ölçüsünde bundan yararlandığını söyledi.
Aynı şube yetkilisine “Peki, açıklamada 31 Mart’a kadar sürecek deniyordu, ben bugün çekemiyorum bu sizin garantiniz değil mi, benim hakkım olmuyor mu?” diye sorduğumda, açıklamada “Banka yönetiminin istediği zaman buna son verebileceği”nin yazılı olduğunu, yasal olarak sıkıntı olmayacağını söyledi.

HALKBANKA SORDUK

Edindiğim bilgilere göre geçtiğimiz salı günü bu kampanyadan yararlanan kişi sayısı 7 bin 500 kişi civarında idi. Bu parayı çekenlerin hepsinin nakit çekim avans limitinin 5 bin TL olduğunu varsayarsak, dağıtılan paranın miktarı 37.5 milyon TL buluyordu.

Bu iddiaları Halkbank’ın basından sorumlu Daire Başkanı Yalçın Kaya ile konuştum. İlgili birimden bilgi aldıktan sonra verdiği yanıtta, “Bu kampanyanın kartı hareketlendirmek için yapılan bir kampanya” olduğunu söyledi. 1-31 Mart tarihleri arasında geçerli bir kampanya olduğunu ancak yararlanan kişi sayısının kendi belirledikleri kotayı aşması üzerine, dünden itibaren kampanyayı durdurduklarını söyledi. Parafkart toplam sayısının 3.4 milyon olduğunu, 1 Mart’tan 17 Mart akşamına kadar bu uygulamadan 7 bin kişinin faydalandığını söyledi. Kullandırılan toplam miktar için bir rakam veremeyeceklerini belirtirken, benim “Kişi başına 5 bin TL hesabıyla 3.5 milyar TL yapıyor o zaman” şeklinde yaptığım kaba hesabı aktardığımda, onun benim yorumum olacağını söyledi.
Parafkart internet sayfasında da, gerek gördüğü takdirde kampanyayı, şartlarını banka yönetiminin değiştirebileceğinin yazıldığını hatırlatarak, yasal olarak sorun bulunmadığını söyledi.
Yararlanan kişilerin önceden haber verilip da ayrıcalık tanınmış kişiler olabileceği şüphesini ilettiğimde ise “Bunun imkanı olmadığını zaten halka açık bir kampanya olduğunu, duyurulduğunu, herkesin bu kampanyadan yararlanabildiğini” söyledi.
Yalçın Kaya, başka bankaların da kartlarını canlandırmak için bu tür kampanyalar yapabildiğini söyledi. Bunca maliyetine rağmen hiçbir faiz komisyon olmadan böyle para dağıtılan bir kampanya görmediğimi belirterek, “Bu bankacılığın temel ilkelerine aykırı değil mi” diye sorduğumda ise “O sizin yorumunuza giriyor” dedi.

BANKA NEDEN BEDAVA PARA DAĞITTI

HALKBANK’ın neden bedava para dağıttığına ilişkin ortaya pekçok senaryo atılabilir. Ben Daire Başkanı Yalçın Kaya’ya da ilettiğim ama kabul etmediği tahminimi size aktarayım.
Aynı kampanya 2014 yılında da yapılmış. Ancak 9 ay vade için belirli bir faiz belirlenirken, tüm vadelerde çekilen paralar için yüzde 4.5 oranında nakit çekim komisyonu uygulanacağı yazılmış.
Bence bu yıl da benzer bir kampanya yapılmak istenmiş ama teknik hata nedeniyle nakit çekim komisyonu sisteme konulmayıp, böyle lanse edildiği için ister istemez büyük yığılma olmuş. Banka yönetimi yaptığı hatayı sonradan anlayıp, nakit çekimlerin ulaştığı rakamları görünce hatasını anlamış. Bunlar benim tahminlerim. Banka ise aktardığım gibi “düşünülen kota sayısı aşıldığı için bunu kestim” diyor…

BİZ DE ALACAKTIK, DURDURULDU

HALKBANK Daire Başkanı Yalçın Kaya ile görüşmemin ardından bir başka Ankara Halkbank şubesini aradım. Önce “5 bin TL mevduat yatırsam 9 ay sonunda ne alırım?” diye sordum. Aldığım yanıt “Net 265 TL faiz geliri alırsınız” oldu. Bunun üzerine 5 bin TL’lik nakit avans çekiminin neden durduğunu sordum. Banka görevlisi “Valla biz de bugün alacaktık genel müdürlük iptal etti” dedi. Sorum üzerine 1 Mart’tan itibaren geçerli olmadığını sadece 17 Mart günü sadece bir günlük bu uygulamanın yapıldığını söyledi. “Sizce hata mı yaptılar” dediğimde ise “Sanıyorum öyle. Yoksa böyle kredi verilmez” yanıtını da aldım.

Son olarak kendisinden “5 bin TL kredi alsam 9 ay sonunda ne kadar faiz ödeyeceğimi” sorduğumda ise kamu görevlileri için yüzde 1.10, diğer bireysel krediler için yüzde 1.35 oranında faiz uygulandığını, 5 bin TL kredi alsam 9 ay sonunda 350-400 TL faiz ödeyeceğimi söyledi. Gördüğünüz gibi 1 Mart’tan geçerli değil 17 Mart’tan geçerli bir imkan sunulmuş, bir günde iptal olmuş. Onun için Halk Bankası’nın resmi olarak sürdüğü “kota sayısı doldu” argümanının geçerli olabileceğini sanmıyorum. Bir bankacı kaç kişinin yararlanacağını tahmin etmeden, planlamadan belli bir süre için kampanya düzenlemez. Zaten herhangi bankacı yüzde 8-10 faizle mevduat toplarken, bunun zorunlu karşılık gibi yükleriyle maliyeti en az yüzde 12-13’e gelirken, bu yüksek maliyete sahip parayı, hiçbir faiz ve komisyon almadan kimseye veremez.

Devam

Vergi Müjdesi

Reuters’a bilgi veren Şimşek, TBMM’ye sunulan ve Plan-Bütçe Komisyonu’nda görüşülecek olan düzenlemeyle sermaye şirketlerinin nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucu bulunan tutarın yüzde 50’sinin ilgili hesap dönemine ait kurumlar vergisi matrahından indirilmesine yönelik düzenleme yapıldığını kaydetti.

BAKANLAR KURULU’NA YETKİ VERİLDİ

Şimşek, “Sermaye piyasalarının daha da geliştirilmesi amacıyla yüzde 50 oranını, farklı kriterler itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya yüzde 100’e kadar artırmaya; halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre yüzde 150’ye kadar farklı uygulatma konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir” dedi.

47 BİN KADRO

Bu hafta başında TBMM Başkanlığı’na sunulan teklifte vergi düzenlemelerinin yanı sıra 47,000 yeni öğretmen kadrosu ihdas edilmesi, konut satışlarında devir teslim süreleri ile ilgili düzenlemeler bulunuyor.
Düzenleme ile sermaye şirketlerinde nakdi sermaye artışları üzerinden hesaplanan tutarın kurumlar vergisi matrahından indirilmesi sağlanarak öz sermaye kullanımının teşvik edileceğinin altını çizen Şimşek, şöyle devam etti:
“Buna göre, mevcut durumda yabancı kaynakla finansman sağlanması halinde katlanılan giderler kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilirken benzer bir düzenleme özkaynakla finansman yolunu tercih eden şirketler için beyanname üzerinde kurum kazancından indirim suretiyle getirilmektedir. Böylece özkaynak kullanımı teşvik edilerek şirketlerin daha güçlü mali yapıyla faaliyetlerini sürdürmelerine imkan sağlanmış olacaktır.”
Şimşek, pek çok düzenleme içeren teklifte, sermaye piyasalarına daha da derinlik kazandırılması amacıyla, kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisi oranlarını halka açık şirketler için farklılaştırabilme konusunda Bakanlar Kurulu’na yetki verildiğini de bildirdi.

Devam

Brifing’de neler oldu.

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan özellikle bu yılın başından itibaren her geçen gün sertleşen tonda eleştirdiği merkez bankası Başkanı Erdem Başçı ile dün bir araya geldi. Yaklaşık 2.5 saat süren görüşmede Başçı 130 sayfalık bir sunum yaptı. Sunumda, eleştirilerin odağı olan piyasa faizlerini düşürmenin yolu için 4 koşul sıralandı. Toplantının ardından Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada ise toplantıda hem Erdoğan’ın faizle ilgili hassasiyetini dile getirdiği hem de mevcut güven ve istikrar ortamının korunması gerektiği belirtildi. Gün boyu toplantıyı sakin bekleyen dolar kuru toplantı sonucuna da tepki vermedi. Uluslararası piyasalarda dolar kuru toplantı başlama saati 18’deki seviyesi olan 2.61 lira civarında kaldı.

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yapılan 130 sayfalık sunumu bu linkten indirebilirsiniz.

YİĞİT BULUT DA KATILDI

Başçı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’la görüşmesi resmi programda saat 16.45 olarak görünürken Erdoğan’ın programının uzaması nedeniyle görüşme 1 saat 15 dakika gecikmeyle saat 18.00 civarında başladı. Görüşmede, Babacan ve Başçı’nın yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlarından Yiğit Bulut ve Cemil Ertem de bulundu.

Merkez’e bağımsızlık vurgusu

FAİZ HASSASİYETİ

Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Babacan ve Başçı’yı kabul ettiği ve ekonomik gelişmelerle ilgili bilgi alındığı belirtildi. Görüşmede küresel piyasalardaki gelişmeler ve bunların etkilerinin değerlendirildiği kaydedilen açıklamaya şöyle devam edildi:
“Türkiye’de ekonominin temellerinin son derece sağlam olduğuna işaret edilen görüşmede, güçlü ve dengeli büyüme hedefleri doğrultusunda uygulanmakta olan politikalar, Sayın Cumhurbaşkanımızın faiz ve üretime yönelik hassasiyetleri üzerinde durulmuştur. Türkiye’nin 2023 hedefleri doğrultusunda mevcut güven ve istikrar ortamının titizlikle muhafaza edilmesi gerektiğinin altı çizilmiştir. Tüm ekonomik birimler tarafindan, sürecin yakından izlendiği, gerekli tedbirlerin alınmakta olduğu ifade edilmiştir.”

Kamu bankaları faiz indirsin

‘FAİZLER NASIL DÜŞER’

Başçı’nın gerek Meclis’te milletvekillerine gerekse Bakanlar Kurulu ve ekonomistlere yaptığı teknik sunumları normalde 70-80 sayfa arasında değişiyorken Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 130 sayfalık sunum yaptı. Başçı sunumunun 24. sayfasında, “Piyasa faizlerini düşürmenin yolu” başlığı altında ise yol haritasını verdi. Başçı, piyasa faizlerini düşürmenin yolunu, “İstikrar ve güven artırıcı adımlar, mali disiplin (kamu borç yükünün hafifletilmesi), fiyat istikrarına odaklı bir para politikası duruşu ve bu yolla enflasyon beklentileri ve enflasyon risk primi düşeceğinden piyasa faizleri kademeli olarak düşebilir” olarak sıraladı.

TL değer kaybeder

SUNUMDA para politikası ve kur konusunda para politikasının gelecekte gevşeme ihtimali halinde yerli paranın değer kaybedeceği de vurgulandı. Para politikasının gelecekte sıkıştırılması ihtimalinin ise yerli paranın değer kazanmasına neden olacağı kaydedildi. Yerli paranın değer kaybetmesinin ise ithal mal fiyatları kanalından enflasyonda yükselişe yol açacağı vurgulandı. Sunumda enflasyon ve faiz oranları Arjantin, Rusya ve Yunanistan ile kıyaslandı. Arjantin’de piyasa faizinin yüzde 22.74, politika faizinin yüzde 22.9, Rusya’da piyasa faizinin yüzde 13.88, politika faizinin yüzde 15 olduğu, Yunanistan da ise piyasa faizinin yüzde 9.57, politika faizinin ise Avrupa Merkez Bankası’nın tespiti ile yüzde 0.05 olduğu kaydedildi.

Yatırımlar nasıl gelir

BAŞÇI ayrıca sunumda piyasa faizini belirleyen unsurları da şöyle sıraladı: “Risk primi, beklenen denge reel faizi, beklenen enflasyon” Yatırımlar ile ilgili de bilgi veren Başçı, yatırımların politika faizi dışındaki belirleyicileri başlığı altında, “Yapısal reformlar tasarrufları, geleceğe ilişkin güveni ve istikrarı daha da artıracaktır. Bu yolla yatırım eğiliminde ilave bir artış sağlanabilecektir” dedi.

Başçı’nın sunum sırası piyasaya – Uğur GÜRSES – ANALİZ
Merkez Bankası bu sabah parasal sıkılaştırmaya başlarsa, anlayacağız ki dün durumun vahametini ortaya koyarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ikna etmiş ve normalleşme yoluna girilmiş demek olacak. Ancak toplantı sonrası Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamanın içeriği, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pozisyonunu koruduğu sinyalini veriyor. Dün Başçı’nın yaptığı sunuma bakınca, dünkü toplantı tek kelimeyle ‘kurs’ olmuş. Çünkü Merkez Bankası’nın 70-80 sayfalık klasik sunumlarına 50 sayfalık bir ön ek yapıldığı dikkat çekiyor. Bu ön ekte, Merkez Bankası faizlerinin; piyasa faizleri, kredi faizleri ve yatırımlarla arasındaki ilişki anlatılmış. Parasal aktarım mekanizmasının nasıl çalıştığı, döviz kurlarıyla ve enflasyon bağlantısı tane tane anlatılmış. Para politikasında gevşeme ihtimalinin yerli parada değer kaybına yol açtığı, bunun da ithal mallar kanalıyla fiyat artışlarına yol açtığı gösterilmiş. Özeti şu; Merkez Bankası uyguladığı politikalarla beklenen enflasyonu aşağı çekemezse, politikacının etki alanındaki risk primini aşağı çekilemezse asıl belirleyici parametre olan piyasa faizini aşağı çekemezsiniz. Şu soru yanıtını bilmiyoruz; son iki ayda faiz indirimi ve faiz baskısı yüksek kura getirdi de, buradan çıkış nasıl olacak? Merkez Bankası bugünden itibaren sıkılaşma başlatarak döviz kurunu sakinleştirebilecek mi? Banka sunumda anlattığı ‘temel felsefesini’ arzu ettiği araçları kullanarak pratiğe geçirebilecek mi?

ERDOĞAN REKTÖRLERLE BİR ARAYA GELDİ

 

Devam

Hamleler sonuç getirmedi

Merkez Bankası dün açıkladığı iki kararla, zorunlu karşılık olarak tutulan dövizlerin kısa vadede piyasaya likidite olarak girmesine, iki hafta sonrasında ise bir o kadarının yeniden merkez bankası’na geri dönmesine yol açacak. Yani 13 Mart’ta 1.5 milyar dolar piyasaya girecek, 27 Mart’ta 1.3 milyar dolar çıkacak. Ay sonuna geldiğimizde nette piyasada kalacak döviz miktarı sadece 200 milyon dolar olacak. Bu kararın döviz piyasasına belirgin bir etkisi olmayacak. Çünkü Rezerv Opsiyon Mekanizması (ROM) olarak bilinen sistem çerçevesinde, TL karşılıklar yerine Merkez Bankası’na yatırılan dövizlerin bir bölümü yurtdışından borçlanılan dövizler. Ayrıca, bankaların döviz piyasasından döviz satın almalarının nedeni şu aşamada yetersiz döviz likiditesi değil.

Tam tersine, Merkez Bankası’nın dün aldığı zorunlu karşılık kararlarına bakılırsa kendisi açısından şöyle bir sonucu var; bankalardan geçici olarak topladığı döviz karşılıklarını kalıcı bir döviz karşılığına çevirmiş oluyor. Yani kendi döviz rezervlerinin kalıcılığına dönük bir adım. Hele Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) normalleşme sürecine girdiği ve gelişen ülkelerden döviz sıkışıklığına ilerleyen bir süreçte, Merkez Bankası’nın kendi rezervleri için kalıcı bir politika reçetesi ortaya çıkarması, fena halde farklı bir mesaj veriyor; ‘herkes dolarlarına sahip çıksın, sarılsın’. Merkez Bankası bu adımın ilkini ocak ayı başında atmıştı, şimdi dünkü adımla ikincisini atmış oldu. Kötü zamanlama.
Merkez Bankası önceki gün de, bankaların kendisinden döviz borç alma faizlerini indirmişti. Ancak, acilen Merkez Bankası’ndan döviz borçlanacak bir banka için faizin birkaç puan pahalı olmasının pek önemi yok. Merkez Bankası’nın bu adımı atmasındaki amaç, sinyal etkisi; yani piyasayı sakinleştirmek için adım attığı mesajı vermek. Ancak bankacılar likidite kaynaklı bir kur baskısından bahsetmiyor.

ANKARA’NIN ‘ANONS ETKİSİ’ OLMADI

Dünkü açıklamalar da anons etkisi açısından bir merak ya da sakinleşme getirmedi.
Başbakan Davutoğlu’nun dünkü açıklamaları da, dün topladığı ekonomi zirvesi de mali piyasaya sakinleşme getirmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı ile yapacağı görüşmenin ilan edilmesi de. Döviz kuru sepeti önceki güne göre yükseldi.
Davutoğlu’nun Ak Parti grubunda yaptığı konuşmada, kur yükselişini ısrarla pariteye bağlaması, seçmene dönük makyajlama olsa da bunun böyle olmadığını, ‘ev yapımı’ olduğunu bilen mali piyasalar, bu durumu ‘gerçeklikten uzaklaşma’ olarak tanımlayıp kaygılanıyor.
Her iki gelişmenin ‘Ankara’nın durumun farkında olduğu ve normalleşmeye geri dönüldüğü’ sonucuna yol açan bir ‘anons etkisi’ olmamasının en temel nedeni,  MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın siyasete atılıp milletvekili aday adayı olma kararının, Başbakan Davutoğlu’nun tercihine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği yere gelmesiyle ilgisi var. Erdoğan’ın Fidan’ın kararından vazgeçirmesi, Ankara’da ekonomide alınan kararlarda da kimin sözünün geçeceğine dair önemli bir damga oldu. Kimse bugün Erdem Başçı’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ikna etmesini beklemiyor. Tersine Babacan ve Başçı’nın açmazının derinleşeceği hissiyatı egemen.
Sorun şurada; Merkez Bankası esaslı bir parasal sıkılaşma yapmadan döviz kurundaki yükselişin önünü alamayacak. Buna da engel, her siyaseti belirleyen Beştepe. Davutoğlu ise etkisiz. İndir baskısı altındaki Merkez Bankası faizi yükseltme aşamasına geldi. Aynı açmazın içinde.
Ne parite hikayesi, ne de Brezilya gibi yolsuzluk skandalının derinleşmesi nedeniyle parasının değer kaybetmesini bir tarafa bırakarak ‘diğer gelişenlerin de parası değer kaybediyor’ hikayesini gündeme sürmek TL’nin değer kaybına çare getirmiyor. Tersine, ‘hükümet olan bitenin farkında değil mi?’ sorularını yükseltiyor. Bu da girdabı büyütüyor.

İŞTE MERKEZ’İN HAMLELERİ

Merkez Bankası önceki gün bankaların Merkez Bankası’ndan döviz borçlanma faizlerini indirdi, dolar birkaç kuruş geriledi.
TL karşılık yerine Merkez’de döviz olarak tutulan zorunlu karşılıklardan 1.5 milyar dolar serbest bırakılıyor. Bankalara elinde döviz likiditesi geçecek.
Bankaların kısa vadeli döviz borçlanmaları üzerinden yatıracakları zorunlu karşılıklar artırıldı. Bankalar Merkez Bankası’na 1.3 milyar dolar yatıracak.
 Başbakan Ahmet Davutoğlu dolardaki gelişmeleri görüşmek için Merkez Bankası Başkanı Başçı’nın katılımıyla ekonomi yönetimini topladı.
Piyasaların beklediği Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Merkez Bankası Başkanı Başçı’nın bugün bir araya geleceği açıklandı.

Devam

Borsa İstanbul 1 günde 18 milyar eridi

Hisse senetlerinde yabancıların çıkışına paralel Borsa İstanbul 100 Endeksi dün yüzde endeksi yüzde 3.31 düşüşle Kasım 2014’ten bu yana en düşük seviyesine geriledi. Endeks banka hisseleri öncülüğünde gün içinde gördüğü en düşük seviye olan 77 bin 977 puandan kapandı. Borsa İstanbul’daki şirketlerin piyasa değeri bu düşüşle bir günde 18 milyar lira eridi. Borsa İstanbul’un piyasa değeri 583 milyar liraya indi.

Bankacılık endeksi yüzde 4.57 gerilerken, Akbank yüzde 5.52, Garanti Bankası ve İş Bankası yüzde 4.33, Halkbank yüzde 4.35, Vakıfbank yüzde 5.2, Yapı Kredi yüzde 4.42 düştü. Reuters’e konuşan Ata Portföy Fon Yönetim Direktörü Cem Tözge, faizlerdeki ve kurdaki hareketin devamına bağlı olarak endekste yabancı çıkışı olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye’nin risk profilinde son dönemde yaşanan bir bozulma var. ABD’deki güçlü istihdam verisi sonrası TL’deki kırılganlık arttı” dedi.

RİSK 11 AYIN ZİRVESİNDE

Öte yandan Türkiye’nin 5 yıl vadeli borcunu iflasa karşı sigortalamanın maliyeti Türkiye ekonomisine ilişkin devam eden endişelerle 11 aydan beri en yüksek olan 227 baz puana yükseldi. Bankacıların verdiği bilgiye göre kredi iflas takası primi (CDS) en son Mart 2014 sonunda bu seviyeye yükselmişti.

Ata Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Cemal Demirtaş da Reuters’e yaptığı açıklamada, piyasa üzerinde bir baskı olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu baskının yüzde 75’i doların değer kazanması ve paritenin 1.08’in altına gelmesi ile ilgili. Yüzde 25’lik kısım da TCMB üzerinden yürütülen tartışmalarla ilgili diyebiliriz.” Şu anda tansiyonun yüksek olduğunu, ancak bunun çok devam etmesini beklemediklerini kaydeden Demirtaş; içeride oluşan gerginliğin azaltılacağını düşündüklerini, bu durumun çok sürdürülebilir olmadığını belirtti.

 

Devam

Belirsizlik KOBİ’leri vuruyor

Maliyetleri bile çıkaramaz hale geldiğini belirten Önel, “ABD  ekonomisinde yaşanan istihdam ve ihracat artışındaki olumlu gelişmeler Amerikan merkez bankası’nı (FED) faizleri arttırmaya zorluyor. Son gelişmelerle hazirandan sonra büyük olasılıkla faiz artırım sürecine başlayacağı düşünülen FED, gelişmekte olan bizim gibi ülkelerin korkulu rüyası oldu” dedi.

Önel açıklamasının devamında “Güvenli liman olarak piyasadaki paranın çekileceği ve ABD gideceği beklentisi kırılgan beşli başta olmak üzere birçok ülkeyi tehdit ediyor. Diğer taraftan komşularımızda yaşanan gelişmelerin hâlâ somut olarak çözülememesi ve Mısır, Libya ve Rusya ile ilgili sıkıntılar başta ihracatçılarımız olmak üzere zincirleme olarak iç piyasamızı tehdit ediyor. TL’nin dolar karşısında değer kaybetmesine rağmen ihracatımızın yüzde 13 yakın azalması piyasamızı daralttığı gibi büyümemizi olumsuz engelliyor. Aynı zamanda enflasyona bağlı olarak satın alma gücü düşen tüketicimiz iç pazarda talebin düşmesine neden oldu. İç pazarda yaşanan talep daralması ve kurlarda yaşanan hesaplanamayan yükselişler piyasamızda sıkıntılara yol açıyor. Ocak ayından mart ayına reel anlamda yüzde 12 değer kaybeden TL,  dolar borcu olan esnafımıza ek maliyet getirdi”  şeklinde konuştu.

Piyasalar canlanabilir
Avrupa Merkez Bankası’nın piyasalara mart ayından itibaren 60 milyar dolar enjekte etmesinin özellikle Avrupa piyasasını canlandırabileceğini belirten İlker Önel, çözüm önerilerine ilişkin şunları söyledi: “Bu durumun ihracatımıza olumlu yansımaları olabilir. Aynı zamanda kurlarla ilgili olarak türev ve opsiyon piyasaları kullanılarak riskimizi azaltabiliriz. Olumsuz gelişmeleri piyasaları yakından takip ederek, sabırlı davranarak,  işimize konsantre olarak ve gelişmeleri olumlu yönden algılayarak hafifletebiliriz.”

 

Devam